ANA SAYFA HABERLER FORUM İNDİRME MERKEZİ YAZARLAR KADRO İLETİŞİM ARAMA MARKET SEPET
ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı
Şifre
  Hatırla
 
Yeni üyelik
Şifremi unuttum

PDR

KONULAR


Created by Nergiss Media

BİZİMKİSİ BİR APARTMAN HİKÂYESİ “GRİ ve MAT”

 ****   Kayahan’ın “Bizimkisi bir aşk hikâyesi” isimli şarkıyı çok severim. Sanırım yazımı da bu şarkıdan etkilenerek yazdım… Bu şarkıyı hemen hemen birçoğumuz biliriz. Kayahan’ın hakkını vermek gerek, nefis bir şarkı… Sosyolojik açıdan baktığımızda Türk aile tipi, geniş aile dediğimiz yani büyük anne büyük baba, amca vb gibi akrabaların oluşturduğu aile şeklinden ayrılıp, çekirdek aile dediğimiz anne baba ve evlenmemiş çocukların oluşturduğu aile tipine büyük oranda geçmiştir. Bu da ister istemez ayrı evlerin ve mekânların oluşmasına neden oldu. Ve karşımıza olağanca büyüklükte apartman dediğimiz beton yığınları çıkmaya başladı. Amacım apartmanların varlığını eleştirmek değil elbet. Olaya pedagojik açıdan yaklaşıp özellikle 0–12 yaş grubu çocukların ve bu yaş guruna sahip olan ailelerin, bu çocuklara apartman dediğimiz evlerde bakmak zorunda olmalarını ve bunun getirdiği sıkıntıları tahlil etmek, apartman hayatının çocuklar üzerindeki olumsuz yönlerine dikkat çekmektir. Bunu yaparken de ister istemez “apartmanlarda” bu eleştiriden pay alacaklar…

****** Apartman hayatı sadece çocukları etkilemiyor. Ya bizleri? Kaçımız acaba yaşadığımız apartmandaki komşularımızı tanıyabiliyoruz? En azından yarısını tanıyabiliyor muyuz? Kaçımız bir bayram günü bayramlaşmak için komşularımızın yanına çıkıyoruz? Bulunduğumuz apartmanda; kimler hasta, kimler yalnız, kimlerin bir sıkıntısı var, kimlerin çocuğu evleniyor… Evet, işin doğrusu bilmiyoruz. Belkide bilmek istemiyoruz. Bu apartmanlara girip bir asansöre biniyor iyi ya da kötü bir insanla karşılaşma durumu olmaksızın asansör bizi doğrudan oturma odasının kapısına ulaştırabiliyor. Kişisel ilişki kurma fırsatları giderek bizden alınıyor. Günümüzde güvence, grift alarm sistemleri, güvenlik görevlileri anlamına geliyor. Arabamıza, evimize her yere alarm sistemleri kurduk… Onları kilitledik sağlam mühürler vurduk. Bu mühürleri onlara vururken gönüllerimize de vurduğumuzu hesaba katamadık…

 Ev alma komşu al derken atalarımız komşuluk ilişkilerinin ne denli önemli olduğuna bu yüzden mi dikkat çekmek istediler acaba... Korkuyorum ki artık “komşu alma ev al yarışı” başladı… Ne yazık ki izole edilmiş bir hayat ve ilişkiler çıkmazındayız... İlişkilerimiz o kadar çok birincil ve organik ki…(resmi, soğuk, duygusuz ve mesafeli)

Apartman çocukları,

·         Sık sık dışarıya çıkamazlar.

·         Gönüllerince hoplayıp zıplayamazlar.

·         Arkadaşlarıyla dışarıda oynanacak bir sürü oyunu oynayamazlar.

·         Eskimiş bir araba tekerleğini gönüllerince sürükleyemez ve bunun vermiş olduğu o müthiş hazzı yaşayamazlar.

·         Ayçiçeği sapını “At” yapıp koşturamazlar.

·         İki mahallenin oluşturduğu rakiple Futbol oynamanın hazzını yaşayamazlar…

Ne yazık ki apartmanda yaşayan çocukların birçok imkânı kısıtlı olduğundan bu duyguları yaşayamıyorlar ve o küçücük yaşlarında, birçok öğrencinin bu ve daha değişik etmenlerinde içinde olduğu durumlardan kaynaklanan iç sıkıntısı yüzünden depresyona girdiğini biliyoruz.

 

   ***** Bu çocuklar, bir şekilde ev de kalmak zorunda. Hormonlar, şaha kalkmış bir at gibi yerinde duramıyor iken, içlerindeki bu devasa enerjiyi nereye boşaltacaklar? Tabi ki ister istemez evlere... Kırılsın camlar, kovalar, tencereler… Sadece kırılan ezilen eşyalar değil… Ezilen, hırpalanan, taşan sinirlere, psikolojilere ne olacak. Bunlarda ister istemez ebeveynlerin ruh hallerini etkileyecek. Ebeveynler, bu kitleyi zapt etmek için olağanca enerjilerini bu çocukların kontrollerini sağlamaya aktaracak. Kalpler kırılacak, eşler arasında zamansız ve acımasız tartışmalar yaşanacak, çocuklara bir takım kısıtlamalar ve yasaklar konacak. Sonra ne olacak. Birde bakmışınız ki o anneyi, babayı; çocuğu okuldaysa, bir psikolojik danışmanın odasında ya da bir psikiyatrın bekleme salonunda göreceksiniz.” Hocam bu çocuk çok yaramaz, hiç yerinde durmuyor, durduramıyorum bu çocuğu, düz duvarlara tırmanıyor, hiperaktif mi ne? Gibi cümleler ağzınızdan dökülüverecektir. Elbette, bu anlamda ciddi sorun yaşayan çocuklara, velilerimize kesinlikle bir uzman desteği almasını da öneriyoruz. Ama burada esas etken, insanoğlunun yapısına, anatomisine uygun olmayan, doğal bir sürecin engellenmesinden kaynaklanan dürtülerin mevcut bir alana kanalize olamaması gerçeğidir. 

     Çocuklarımız Akvaryum Balıkları gibi…

Kendi çocukluğumuzu hatırlıyorum. Biz daha iyiydik. Şimdiki çocuklar ekser binalarda, apartmanlarda tıkılmış kalmış durumdalar. Zaman geçirmek için imkânları yok. Dört duvar arasında bir tutsaklıkta büyüyorlar. Akvaryum balıkları gibiler. Nazik, sevimli ama dayanıksız… Oyunlar oynardık. Envai çeşit oyunlarımız vardı. Kollektif oyunlardı hepsi. Paylaşmayı, dayanışmayı, organizasyonu temel alan oyunlar... Televizyon hayatımızda bu kadar yoktu. Kanal sayısı azdı. Veya ilgimizi tamamen kapsayan boyutta bir alet değildi. Bisiklet mi bir kaç çeşit mesela. Onun var benim niye yok tarzı bir ortam yoktu. Bakkallarda çocukların tüketeceği ürün çeşitleri azdı. Hırs ve haset duygusunun gelişme katsayısı şimdiki gibi ebatlı değildi. Çok şey değişti… Şimdi 4 yaşındaki çocuklar oturdukları yerden bilgisayarlarda, atarilerde strateji oyunları oynuyor. Toza bulanmıyorlar, burunları akmıyor! Dirsekleri kanamıyor! Su bol, gıda bol, giysi bol, imkân bol; ama... Hayatı dokunmadan yaşıyoruz, ya da yaşatıyoruz. Vurmadan, hırpalamadan, sökmeden, temas kurmadan, içine girmeden, acıtmadan, acılanmadan yaşamak… İşte bunlar çocukların istedikleri şeyler değil…

 

           Nevzat ÖZER

Yozgat Kız Meslek Lisesi

Rehber Öğretmeni. Rehberlik portali site Yöneticisi ve yazarı


 




Eklenme Tarihi : 3 Şubat 2009
Okunma : 773
Toplam Puan : 9
Bu yazıya puan verin

     



1. hayata dokunmadan yaşamak.çok dogru bir tesbit olmuş hocam.
ismehanyılmaz - 03.02.2009 22:49:52

2. evet kesinlikle..teşekkürler hocam...
yellowglean - 05.02.2009 13:32:56

3. MerhabaKanatlı kapıların ardında ki Holün gizemi ve lezzeti. Başkalarını bilmem ancak ne zaman rüyamda annannemi görecek olsam. O kocaman kanatlı kapının ardında bir cennet tasviri ile çıkar karşıma. Çocukluğumda ne kadar da büyüktü, genişti ve bir gizeme sahipti yeşil boyalı kapıların ardı. Yer yüzünden silinirken rengi ve eskiyip yıkılırken bendtleri zihnimde canlanı verdi tüm tazeliği ile çocukken oynayarak bitiremediğim o gizemleri şimdi düşleyerek bitiremiyorum. Bitmeyen lezzeti ve eksilmeyen tebessümü ile Kanatlı kapıların ardın da ki özlemleri.Değişiyor aziz dostum herşey değişiyor "değişmeyen bir gerçekler kalıyor" geçenlerde televizyon seyrederken duymuştum bu sözü. Çok hoşuma gitti ve senki ruhumda bir ağırlık hissettim sanki değişmeyen kendi gerçeğimi. Ama bir gün bir kanatlı kapılı ev yapacağım asla gerçeği gibi olmayacak bilirim ancak ben genede yapacağım holü, ambarı, ahırı, çatı katıyla bir kanatlı kapılı ev yapacaım inşallah içinde de sizlere (Müminin şiarını suna bileceğim inşallah) tebessüm edeceğim.İyi günler.
kılıçarslan - 09.02.2009 09:04:13

4. Hocam çok güzel bir şekilde olayı özetlemişsin. İçinde oludğumuz ama çoğu zaman hissedemediğimiz önemli bir gerçeğe değinmişsin. Güzel yazılarını devamını bekliyoruz.
rehberbayram - 09.02.2009 09:59:42

5. çok guzell yazı olmuş hocam beledıyelrın partman yapan fırmalardan otopark ucretı yerıne çocuklar ıçın guzel parklar yapmak için para alması gerek..
kubilay66 - 15.08.2009 17:45:05

6. çocuklarmız hiğeraktif,durdukları yerde durmuyorlar,bunlar çok yaramaz,eskiden çocukar böylemiydi,bunlar terbiyesiz saygısız ,der dururuz,,,oysaki onları mahkum ettiğimiz can sıkıcı mekanları hiç görmeyiz bile..bol enerjili çikolataları,çerezleri,hazır gıdaları önlerine verir ve sonrada uslu uslu oturmalarını bekleriz..bu ne perhiz bune lahana turşu demezlermi adama...mademki şehir hayatında binalarda yaşamak zorundayız,mademki doğadan uzağız,ozaman hiç olmazsa,hazır gıdalardan evlatlarımızı uzak tutmalıyız...ben bir anne olarak bunu denedim ve faidesini gördüm..emin olunki az çikolata yiyen çocukla,çok yiyenin arasında uçurum gibi farklar var...DENEYİN VE FARKI FARK EDİN....:)
Vuslattt - 15.10.2009 21:00:19

7. yazılarınızın hepsi birbirinden güzel.  teşekkürler.
gül_i rana - 14.04.2010 19:42:59



Bu makaleye yorum yazmak için
üye girişi yapmalısınız.


Diğer Yazıları

ÇOCUK CINAYETLERİ VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER (26 Mayıs 2014)

“YARIM” NEDEN ACI VERİR İNSANA? (6 Şubat 2014)

EMEKLİLİĞİ VE İSTİFASI YOKTUR ANNE VE BABALIĞIN (13 Aralık 2013)

TERCİH YAPACAK ÖĞRENCİLERİMİZİN DİKKATİNE... (7 Temmuz 2013)

HIZLI YAŞAM ve “HIZ” PSİKOLOJIMIZI BOZUYOR. (24 Haziran 2013)

ANNE DEDİĞİN KADIN, (12 Mayıs 2013)

ÇOCUKLARIN KALBİNE GİRMENİN ŞİFRELERİ (3 Mart 2013)

İLİŞKİLERİ BAKIMA ve TAMİRE ALMAK… (12 Ağustos 2010)

ÖĞRENCİLERE İYİ BİR TERCİH İÇİN 30 ALTIN KURAL… (20 Temmuz 2010)

MUTLULUĞA FELSEFİ BİR SİTEM, (25 Haziran 2010)

SINAVLARI KAZANMAK İÇİN SİHİRLİ TAKTİKLER… (23 Mayıs 2010)

OKULLARDAKİ REHBERLİK SERVİSLERİ (11 Mayıs 2010)

MASKELERİNİ TAKDA GEL… (25 Nisan 2010)

SABAH KAHVALTISINDA ÇİBS VE KOLA VAR! (4 Nisan 2010)

SINAVLARI KAZANMADA ÖNEMLİ İPUÇLARI… (4 Mart 2010)

İÇİMİZE ATTIKLARIMIZ VE İÇİNDEN ÇIKAMADIKLARIMIZ. (28 Ocak 2010)

İLTİFATIN ENDİKASYONLARI (14 Ocak 2010)

21.YÜZYILDA ANNE ve BABA OLMAK… (29 Aralık 2009)

HASET VE KISKANÇLARIN DÜNYASI ÜZERİNE… (14 Aralık 2009)

YALNIZLIGIN ve İLETİŞİMSİZLİĞİN DERİN PSİKOLOJİSİ… (30 Kasım 2009)

SINAV ÇOCUKLARI… (8 Kasım 2009)

İKİ PAKET ARASINDA BİR YAŞAM… (21 Ekim 2009)

BU YAZI CANIN YANMASINA BİR BAŞ KALDIRIDIR… (8 Ekim 2009)

YAŞAMI 90 DAN ISKALAMAK... (24 Eylül 2009)

DİNLEMENİN HAYAT KURTARICILIĞI… (8 Eylül 2009)

BAĞLANMAYACAKSIN... (22 Ağustos 2009)

TERCİHLERİNİ YAPTIGIMIZ ÖĞRENCİLER… (10 Ağustos 2009)

ÖSS’İÇİN 30 ÖNEMLİ TERCİH TAKTİĞİ (22 Temmuz 2009)

SINAVA İNDİRGENMİŞ ÖSS-SBS GENÇLİĞİ... (27 Haziran 2009)

VE ÖSS KÂBUSU BİTTİ… SIRADA… (15 Haziran 2009)

ÖSS-SBS´ YE GİRECEK ÖĞRENCİLERE ve AİLELERİNE SESLENİŞ (4 Haziran 2009)

KIYASLAMAK =KİŞİLİĞE MERMİ SIKMAK… (28 Mayıs 2009)

GENÇLİĞİN VE OLGUNLUĞUN DRAMATİK -İRONİK DANSI… (7 Mayıs 2009)

BİRİ BENİ ANLATSIN… (21 Nisan 2009)

ÇİZGİ FİLMLER VE ÇİZİLMİŞ ÇOCUKLAR… (22 Mart 2009)

SENİ SEVİYORUM (I LOVE YOU) YADA HERNE İSE... (26 Şubat 2009)

BİZİMKİSİ BİR APARTMAN HİKÂYESİ “GRİ ve MAT” (3 Şubat 2009)

YEMEKTEYİZ gel ATA-SEMRA bak BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR... (6 Ocak 2009)

“ BEYNİ” ÖZGÜR KULLANMAK… (5 Aralık 2008)

BABAM VE OĞLUM…(BABA KAVRAMININ ÖNEMİ) (4 Kasım 2008)

GÜLMEK: GÜÇLÜ ve ETKİLİ BİR İLAÇTIR… (6 Ekim 2008)

MUTLULUK VE MUTLULUGUN SOSYOLOJİSİ... (27 Ağustos 2008)

YAZARLAR
Nevzat ÖZER
ÇOCUK CINAYETLERİ VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
ŞEYMA YILDIRIM
“AŞKIN CENAZESİ VAR”
HALİL İBRAHİM ELÇİ
LYS ÖNCESİ DİKKAT
Mustafa Kıran
" HAYATTAN ZEVK ALMA, TEPKİ VERME EŞİĞİ Mİ?"
A. Hakan BAŞARAN
BAŞARININ ENGELİ; EKSİK DİKKAT!...

DOSYALAR

ANKET

Bakanlığın, Yeni RPHD Yönetmelik Taslağını Nasıl Buluyorsunuz?

Olumlu ve Gayet Güzel(32%)
Olumsuz Rehberlik İlkelerine Aykırı(64%)
Fikrim Yok(3%)


357 kişi oyladı.

Diğer Anketler


LİNKLER

İSTATİSTİKLER
Ziyaretçi
  » Bugün : 51
» Dün : 18.077

Toplam
  » 52.093 Üye
» 942 Konu
» 351 Makale
» 1238 Haber
» 92 Dosya

Online
  Online 1631 Ziyaretçi Var


Rehberlik Portalı © 2000 - 2012
Gizlilik Güvencesi - Kullanım Sözleşmesi